UNUTULANLAR VE UNUTTURANLAR

                                                                                                  UNUTULANLAR VE UNUTTURANLAR

        Geçen yazıımızda, Kurtuluş Savaşı ve
Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Paşa’nın yakınında olan ve mücadeleyi baştan
sona en üst düzeyde kavrayarak destekleyen bazı önemli kişilerin, milletimize
unutturulmak istendiğinden söz etmiş ve “çevresini boşalttıktan sonra, sıra
korumasız, kalkansız bırakılacak” olan Gazi Paşa’ya gelecek ve dolayısıyla
Cumhuriyetimiz de tehdit ve tehlike altına düşecektir, diye yazmış ve “ne
yaparlarsa yapsınlar” asla unutturamayacaklar, diye eklemiştik.
          Cumhuriyet’in ilk yıllarında, yanında bulunan birkaç kişi, Mustafa Kemal Paşa’ya
“Paşam, sizden sonra Cumhuriyet ve devrimler tehlikeye düşebilir. Bunun için ne
yapmayı düşünüyorsunuz?”tarzında bir soru sorarlar. Paşa, 10 Kasım 1929 tarihli
Vakit gazetesinde yayınlanan cevabında “Vatan mutlaka selâmet bulacak, millet
mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi saadetini memleketin, milletin saadet ve
selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur” demişti.
        Atatürk’ün bu sözleri söylediği
tarihe bakarsak ulusal mücadelenin Cumhuriyet ile sadece yeni bir safhaya girmiş
olduğunu görürüz. Bu safhada başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, “ölümü” hor
görenlerce gerçekleştirilen askeri zaferi, kalıcı bir zafere dönüştürmenin
mücadelesi yapılacaktır”
        Yener Oruç Bey’in sözünü ettiği bu
“serden geçti” mücadelenin başarıya ulaşabilmesi, ancak, ölümü göze alarak
gerçekleştirilebilirdi. Kurtuluş Savaşı başarısının tam zafer olabilmesi,
toplumun değişmesi, aklı önder kabul ederek çağdaş uygarlık düzeyini yakalaması
ile mümkün olabilirdi. Bize unutturulmak istenenler, mücadeleyi temelden
kavramış, bütün gönlü ve bedeni ile kendini bu mücadeleye adayan insanlardı.
Atatürk’ün yakınında bulunan – ki, bazıları bakanlık yaptılar – Reşit Galip Bey,
Mahmut Esat Bozkurt Bey, Şükrü Saraçoğlu Bey, Ali Çetinkaya Bey, Ali Kılıç Bey
gibi cumhuriyetin ve devrimlerin fedaileridir.
        Mahmut Esat Bozkurt, Türkiye
Cumhuriyeti’nin en genç milletvekillerinden ve bakanlarından biriydi. Adalet
Bakanlığı yapmıştı. Medeni Kanun neredeyse O’nun eseriydi. Uluslararası Adalet
Divanı’na götürülen Lotus – Bozkurt gemisi davasının savunuculuğunu yapmış ve
dava devletimiz lehine sonuçlanmıştı. Üstün meziyetli bir hukuk adamı olduğu
kadar, bir tarih sosyoloğu, bir psikolog, usta bir hatip olan Mahmut Esat
Bozkurt, Cumhuriyet’in ve Atatürk Devrimlerinin yılmaz bir savunucusuydu.
Reşit Galip Bey, genç bir milletvekili olarak Mustafa Kemal Paşa ile
tartışabilecek kadar cesur, bir Atatürk devrimcisidir. Mustafa Kemal Paşa’nın
sofrasına davetli olduğu bir gece, Milli Eğitim Bakanı ve Paşa’nın hocası olan
Esat Mehmet Efendi’yi, kız öğrencilerin giyimlerini eleştirdiği için, adeta
bombardımana tutmuş, hiç geri vites yapmadan bakanı “kokuşmuş zihniyetin
temsilcisi” olarak nitelemişti. Mustafa Kemal, bu sözler üzerine kaşlarını
çatmış, “Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz” ikazını yapmak zorunda
kalmıştı. Bu ikaza rağmen Reşit Galip “ … Mecliste bunca genç, idealist bakanlık
yapacak yetenekte insanlar varken böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı
yapmak hatadır” der. Mustafa Kemal “Esat Bey çok yeteneklidir, davamıza
inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması bir değer taşımıyor mu?” diye
sorar. Reşit Galip Bey, hiç tereddüt etmeden “Kusura bakmayın Paşam, taşımıyor.
Sizin gibi bir devrimci yetiştirmişse belki onlarca karşı devrimci de
yetiştirmiştir” diye cevap verir. Bunun üzerine Paşa “Siz yorulmuşsunuz biraz
dinlenin” der. Reşit Galip, hiç istifini bozmaz. “Paşam” der. “Bu masa sizin
masanız değildir; milletin masasıdır ve benim de oturmaya hakkım vardır. Sizin
yaptığınız devrimleri korumak için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz de
olsanız, sizi de eleştiririm” diye ekler. Mustafa Kemal Paşa masadan kalkar ve
yanındakilerle birlikte gider. Reşit Galip masada tek başına kalır. 1932 yılında
bir radyo konuşmasında – ki bu konuşmayı Gazi Paşa da dinler- “Devrimlerimizi
her yerde herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza, çocuklarımıza karşı
bile ….” diyen Reşit Galip’i yine sofrasına davet eder. Ve yanındaki sandalyeye
oturtur. Yemek sırasında kulağına eğilerek “Yarından itibaren Milli Eğitim
Bakanısın. Görelim bakalım neler yapacaksın?” der. İşte Mustafa Kemal böyle bir
Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı da böyle bir bakandı. Reşit Galip, Üniversite
reformunu gerçekleştirerek üniversiteleri medrese zihniyetinden kurtaran bakan
olarak tarihe geçer. Türk Milli Eğitimini, “Tevhidi Tedrisat” kanuna uygun hale
getirir. Eğitimi tam olarak tek elde toplar. Hurafelerin, hacı – hoca takımının
elinden kurtarır. O yazdığı andımızda söylediği gibi “Varlığını Türk varlığına
armağan eden” insanlardan biriydi.
        1934 Yılında 41 yaşında hayata veda
ettiği zaman cebinden beş lira parası çıkmış. O’nun hayatını ve yaptıklarını,
yazışmalarını, düşüncelerini ilk defa kitaplaştıran Ahmet Şevket Elman, Reşit
Galip gibi Rodoslu idi. Kendisi üniversite öğrencisi iken yardım istediği Reşit
Galip Bey’in cebinden çıkardığı bütün parası olan otuz liranın yirmi beş
lirasını verebildiği için özür dilemesini hiç unutmamış.
        Reşit Galip gibi, Gazi nesli
devrimcilerden Fazıl Doğan Bey de, unutturulanlar listesine dâhildir. Daha tıp
öğrencisi iken Reşit Galip Bey dâhil 191 arkadaşı ile Türk Ocakları’nın
kuruluşuna katılmış, birlikte kurdukları “Köycüler Cemiyeti” ile Köycülük
hareketini başlatmışlar, bu arada tıp fakültesinden mezun olur olmaz başlayan I.
Dünya Harbi’ne katılmışlar. Savaşın sonunda evlerine bile gitmeden Kütahya’ya
giderek köycülük hareketine girişmişler. Fazıl Doğan Bey, Emet, Reşit Galip Bey,
Tavşanlı ilçelerinde, muayenehane açmışlar, ücretsiz hasta tedavisi
başlatmışlar, okullar açarak eğitim işlerine de karışmışlar. Yunan Ordusu’nun
Kütahya sınırlarına yaklaşması üzerine derhal silaha sarılan Fazıl Doğan Bey,
kurduğu milis güçleri ile işgale karşı mücadele etmiş, daha sonra 300 kişilik
müfrezesi ile Batı Cephesine katılmıştır.
        “Köycülük Derneği” nin önemli
üyelerinden biri olan Fazıl Doğan – ki derneğin diğer üyeleri Dr. Hasan Ferit,
Avukat Hayati Nesip, Dr. Mustafa, Mehmet Ali ve Reşit Galip’ti- Kurtuluş Savaşı
sonrası gelip yerleştiği Ayvalık’ta ideallerini sürdürmüş, ücretsiz muayenehane
açmış, ilk özel ücretsiz hastaneyi kurmuş, Türk Ocaklarını, Halk evlerini açmış
ve ilk başkanları olmuştur. Ayvalık Türk Ocağı Öksüzler Yurdu’nu, Ayvalık Türk
Ocağı Öksüz Yurdu Sanat Mektebi’ni açmıştır.
        “Anlaşılmamak, arkalarından yalan ve
iftiraya dayalı iddialar ortaya atmak, Doğu dünyasına hizmet eden insanların
ortak kaderi olduğu kadar, kahramanlarını unutmak ve tanımamak da Doğu’nun, Doğu
olarak kalmaya, kendi öz değerleri ve insanlığa tuttuğu ışığa yabancılaşmaya ve
kendini modern anlamda kavramamaya devam etmesinin de bir sebebidir.”
        Fazıl Doğan, Mahmut Esat Bozkurt,
Reşit Galip ve bunlar gibi isimleri hatırlarda kalmayan nice kahramanlar,
Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in fikir fedaileridir. Geleceklerini hiç
düşünmeden, cepheden cepheye koşmuşlar, hayatlarını idealleri uğruna feda
etmekten çekinmemişlerdir. Bunlar gibi, fedai insanların, kahramanların
unutulması, tanınmaması Milli Hafıza’da onlara yer bulamamak demektir. Bu
şekilde milli hafızası olmayan ya da zayıf olan milletlerin yeri, ihtiyar
tarihin çöplüğüdür.
        Kurtuluş Savaşı sonunda yeniden
hayata dönen Türk Cemiyeti’nin ilk safhasını başarı ile tamamladığı kurtuluş
mücadelesi sonunda yükseldiği ikinci safha muasır medeniyet seviyesine
ulaşmaktı. Toplumumuzu bu safhaya ulaştırmak için, her güçlüğün üstesinden
gelmeyi beceren ve Türk medeniyet tarihine unutulmaz damgalar vuran bu
kahramanları unutmak ve unutturmaya çalışmak neresinden bakarsanız bakınız
millete yapılmış büyük bir kötülük ve ihanetten başka bir şey değildir.
Kazandığımız Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, kazanmak zorunda olduğumuz medeniyet
savaşında bizlere öncülük eden isimlerini bile hatırlamadığımız bu kahramanları
Türk Milleti’nin milli hafızasına yazmak, yerleştirmek ve çıkmasına asla izin
vermemek gerekir. Çünkü milletler ve devletler, kendi geleceklerini,
kendilerini, devletleri ve milletleri uğrunda feda edebilen kahramanları
sayesinde yaşarlar…
        Unutmak ölmek demektir; bu yüzden
unutmayacağız ve unutturmayacağız!…

Hüseyin Adıgüzel