ÇANAKKALE DERSİ…

ÇANAKKALE DERSİ…

“Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.”
M. Akif ERSOY
Ahmet BABALIK
1914-1918 Yılları arasındaki I.Dünya Savaşı’nın en önemli cephelerinden biri olan Çanakkale Cephesinin üzerinden, bir asrı aşkın bir süre geçmesine rağmen, ne Çanakkale’yi geçilmez yapan kahramanlar unutulmuştur, ne de Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” şiirinde kastettiği “yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi” nin, Türk Milleti’nin şah damarını kesme girişimi…
I.Dünya Savaşı öncesi, İngiltere kendi topraklarının 104 katı sömürgeye sahipti. Fransa ise kendi topraklarının 20 katı sömürgeye sahipti. Rusya bütün Türkistan’ı topraklarına katmış, gözlerini İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına dikmişti. Almanya ve İtalya siyasi birliklerini sağlayıp bu sömürge yarışına katılmışlar, hatta Almanya ürettiği ucuz ve kaliteli mallarla İngiliz pazarlarını ciddi bir şekilde tehdide başlamıştı.
I.Dünya Savaşı öncesi Afrika’nın % 90’ı, Pasifik’in %83’ü, dünyamızın ortalama % 87’si sömürge durumundaydı. ABD, İngiltere, Almanya dünya ticaretinin % 83’ünü ellerinde tutuyorlardı. (Herhalde dünyayı medeniyetle tanıştırıyorlardı!..)
İnsan etiyle beslenen emperyalizm Türk topraklarını da kara listesine almış, gizli anlaşmalarla Türk topraklarını kendi aralarında kâğıt üzerinde paylaşmışlardı. Sıra icraata gelmişti!.. İtilaf Devletleri, İttifak Devletleri içinde yer alan son Türk İmparatorluğunu (Osmanlı İmparatorluğu) kolay lokma görüyordu. Çünkü 1911 Trablusgarp Savaşı, hemen ardından 1912-1913 Balkan Savaşlarıyla kaybedilen topraklar ve yenilgiler, Türk Milletinin Balkanlardan Anadolu’ya göç yollarında maruz kaldığı katliamlar, soykırımlar, tecavüzler ciddi bir psikolojik sarsıntıya sebep olmuştu.
Bu sebepledir ki; 1683 İkinci Viyana kuşatmasındaki başarısızlığımızdan beri, Türkleri Avrupa’dan, Balkanlardan sonra da Anadolu’dan atmak veya imha etmek planını (Şark meselesi) her daim devrede tutan Batı, I. Dünya Savaşı’nda istediklerini gerçekleştirebileceklerinden emindi.
Balkan Savaşlarının yorgunu Türk Milleti, bu Dünya Savaşında Çanakkale’de, Kafkasya’da, Irak, Kanal, Filistin, Suriye, Yemen, Hicaz, Galiçya, Makedonya, Romanya cephelerinde savaştı.
Çanakkale cephesi; sebepleriyle, sonuçlarıyla, karşılaşan güçlerin maddi dengesizlikleriyle, Türk ve Dünya tarihinin seyrine etkileriyle eşi benzeri olmayan bir cephedir.
“Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor, kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer.”
İngiltere ve Fransa, müttefikimiz Almanya ile mücadele eden ve içindeki siyasi çalkantılarla zor durumda olan Rus Çarlığının yardımına koştular. Gücünden emin, mağrur, şımarık emperyalistler Çanakkale Boğazı’ndan geçip, İstanbul’u almak, Osmanlı İmparatorluğu’na son vermek, Karadeniz’e çıkmak gibi bir hayale kapıldılar.
Niyetleri, Türkler’i can evinden vurmak, asırları hafızamızdan silmekti.
Tarih 18 Mart 1915… Aylardır süren hazırlıklar bitmiş, boğazın üzerindeki sis tabakası kalkmıştır. Saat 10.00… Türk’ü yok etmeye and içenler sabahın erken saatlerinden itibaren harekete geçmişler, Agamemnon, Triumph, Queen Elizabet, Lord Nelson ve İnflexible gemileri, tabyalarımızı yoğun bir top ateşine tutmuşlardır.
Kısa atış menziline sahip toplarımız suskundur. Bu yüzer kalelerin (18 zırhlı gemi) biraz daha yaklaşmasını beklemektedirler. Öğle saatlerinde Gaubis, Charlemenge, Bouvet ve Suffren ileri hatlara kadar girmişlerdir. Ve nihayet atış menziline kadar girilmesiyle Türk topları gürlemeye başladı.
Kendilerinden o kadar emindiler ki!.. İngiliz- Fransız subaylar İstanbul’a biz daha önce gireceğiz yarışı içindeydiler. Kendilerinden o kadar emindiler ki, bir İngiliz seyahat şirketi İstanbul’a tur bile organize etmişti…
Türk topçusunun üzerine dakikada 1500 kg. mermi yağdıranlar, “Allah’ım benden kuvvetini esirgeme” diyerek 215 kg.lık top mermisini sırtlayıp Ocean gemisini boğazın karanlık sularına gömen Havran’lı Koca Seyit’in imanını, mükemmel zamanlama ve planlamasıyla Çanakkale müstahkem mevki komutanı Cevat Çobanlı Paşa’nın taktik dehasını, Türk aklını, O’nun emriyle Karanlık Limanına 26 kutsal mayını döken Nusret mayın gemisini ve kalbinden rahatsız olmasına rağmen “önce vatan” diyen İsmail Hakkı Kaptanı, ölüme düğüne gider gibi giden çelik iradeli Mehmetçiği hesaba katmamışlardı.
O gün, akşamın kızıllığı boğazın karanlık sularına yansırken, donanmasının üçte birini kaybederek, tarihin en büyük bozgununu yaşayanlar, şanslarını kara savaşlarında denemek istediler.

Bu esnada şunu belirtelim. Balkan yenilgisinden sonra, orduda, Alman subaylarının katkılarıyla bir yenileşme hareketine girişilmişti. Ve I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordularına çok sayıda Alman generalin müttefikimiz olmaları sebebiyle komuta ettiklerini görüyoruz. (Mustafa Kemal bu duruma bağımsız devlet anlayışına aykırı olduğu için karşı çıkmıştır.)
Çanakkale Muharebeleri için 5. Ordu oluşturulmuş ve komutanlığına da Liman Von Sanders getirilmiştir. Mustafa Kemal ise Çanakkale’ye gönüllü olarak gelmiştir. Sofya’da askeri ateşe iken, masa başı görev yapmak istememiş, Çanakkale cephesinde görev almak için Harbiye Nazırlığına defalarca müracaat etmiş ve nihayet Yarbay Mustafa Kemal 19. Tümen komutanlığına getirilmiştir. 19. Tümen önce Tekirdağ’dadır. Sonra Çanakkale savunmasına katılmak üzere önce Eceabat’a ardından 5. Ordunun ihtiyatı olarak Bigalı’ya gönderilir. (18 Nisan 1915)
Türk’ün şahdamarını kesmek, İstanbul’u almak isteyenler, boğazdan geçemeyince 25 Nisan 1915’te (İngiliz, Fransız, Anzak askerleri) gemilerinden top destekli olarak Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale sahillerinden çıkarma hareketine başladı.
Arıburnu’na çıkarma başlayınca top seslerini duyan Mustafa Kemal, 5.Ordu Komutanına (Liman Von Sanders) durumu bildirir; ancak bir cevap alamaz. Anzaklar’ı karşılayan 27. Alayın ağır kayıplar verdiğini öğrenince, üstlerinden emir almamış olmasına rağmen, tüm sorumluluğu yüklenerek, 57. Alayı bir batarya ile harekete geçirir. Kendisi de durumu gözlemek üzere Conkbayırı’na çıkar. Bu esnada Arıburnu’ndan Conkbayırı’na doğru çekilen bir müfreze asker görür. Yarbay Mustafa Kemal bu askerlerin önüne çıkarak…
-Niçin kaçıyorsunuz? der.
-Efendim düşman! dediler.
-Nerede?
-İşte! diyerek, 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
-Düşmandan kaçılmaz!
-Cephanemiz kalmadı, dedi askerler.
-Cephaneniz yoksa, süngünüz var, diyen Mustafa Kemal askere süngü taktırıp yere yatırır. Bunu gören Anzak askerleri de siper alır. Mustafa Kemal “Kazandığımız an bu andır…” der.
Böylece 57. Alayın öncü bölüğünün Conkbayırı’na (261 rakımlı tepe) yerleşmesi için gerekli zaman kazanılmış olur.
Daha sonra 3. Kolordu komutanı Esat Paşanın izniyle 27. Ve 57. Alaylara şu emri verir Yarbay Mustafa Kemal. “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”

Yapılan süngü hücumları ile Anzak tümeni sahile sıkışır. Conkbayırı ve Kocaçimentepe’nin Anzak’ların eline geçmesi önlenir. Eğer tersi bir durum olsaydı düşman buradan İstanbul istikametine yürüyebilirdi. (Başarılarından dolayı Yarbay Mustafa Kemal Arıburnu Kuvvetler Komutanı olur.)
1 Haziran 1915’te albaylığa terfi ettirilen Mustafa Kemal’e, 8 Ağustos 1915’te 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in emriyle Anafartalar Grubu Komutanlığı görevi verilir. Neden!?.. Çünkü, başarıları ortadadır. Çünkü Mustafa Kemal, yeni taarruzun Arıburnu’ndan başlayacağını komutanlarına tam üç kez söylemiş, (Ordu Kurmay Başkanı Yarbay Kazım Bey’e, Esat Paşa’ya, Liman Von Sanders’e) arazi üzerindeki incelemelerde de komutanlarını ikna edememiştir. Fakat 6 Ağustos’ta düşman tam Mustafa Kemal’in söylediği hattan saldırıya geçmiştir. Amaçları da bellidir. Türk savunma hattını çökertmek…
Düşmanın taarruz edeceği yer doğru tahmin edilemeyince, savunma hattımız sıkıntı yaşamaya başladı. İşte Mustafa Kemal bu şartlarda Anafartalar Grubu Komutanlığına getirilmiştir. Tehlikeli durumlarda insanlar elini taşın altına koymaktan kaçınırken, Mustafa Kemal bu görevi severek isteyerek kabul etmiştir. Bu durumu şöyle özetliyor Türk’ün Atası:
“Böyle bir sorumluluğu yerine getirmek, basit bir iş değildir. Fakat ben, vatanım mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için kemal-i iftiharla bu sorumluluğu üstüme aldım. Ve hemen, saatlerce uzakta bulunan Çamlıtekke Karargâhı’na atla hareket ettim.”
ZAFER; AZİM, KARARLILIK VE GAYRET İSTER
8 Ağustos 1915 gece saat 21.50’de görevi alan Mustafa Kemal, 9 Ağustos 1915 saat 01.30’da (ortalama 3,5 saat sonra) grup karargâhında gerekli hazırlıkları yapıp, sabah saat 04.30 da Anafartalar’da başından sonuna kadar savaşı yöneteceği tepedeydi.1.Anafartalar zaferi aynı gün kazanıldı. Bir sonraki gün ise, güneş doğmadan alaca karanlıkta başlayan, ardı arkası kesilmeyen süngü hücumlarıyla Conkbayırı geri alındı. (Kendisi de göğsündeki saatine çarpan bir şarapnel parçasıyla yaralanmıştır.) Bu süngü hücumunu Atatürk anılarında şöyle anlatıyor.
“Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağıya inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir şey işitilmiyordu. Allah!, Allah!, Allah!..”
21 Ağustos’ta Albay Mustafa Kemal’in komutasındaki Mehmetçikler 2. Anafartalar Zaferini de kazandılar. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk İngiltere’nin, Fransa’nın ve sömürge askerlerinin yapacağı tek şey kalmıştı!.. Sessizce çekilmek…
Çanakkale Zaferini tarihe kazıyan Mehmetçiklerimizi, Çanakkale Deniz ve Kara Savaşlarını yöneten komutanlarımızı; Enver Paşa’yı, Esat Paşa’yı, Kemalettin Sami Bey’i, Yarbay Fahrettin Bey’i, Fevzi Çakmak’ı, Kazım Karabekir’i, Cevat Çobanlı Paşa’yı, Şefik Aker’i ve adını sayamadığımız yüzlercesini Rahmet ile dua ile anıyoruz.
Arıburnu’nda, 1.Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, 2.Anafartalar’da yerinde ve zamanında müdahalelerle savaşın gidişatını değiştiren Mustafa Kemal Atatürk’ü Rahmet ve dua ile anıyoruz.
Çanakkale Zaferi; feci ve yürek buran hatırası akıllardan bir an bile çıkmayan Balkan faciasının, Sarıkamış ve Kanal acılarının üzerine merhem oldu, ilaç oldu…
Çanakkale Zaferi; Kurtuluş Savaşımızın mayası olmuştur. Burada yetişen, tecrübe kazanan komutanlar Kurtuluş Savaşında ordularımızı başarıyla yönetmişlerdir. Askerimizin, insanımızın, özgüveni yerine gelmiştir. Atatürk, Türk Milleti’nin lideri olmaya burada hak kazanmıştır.
Türk’e panzehir olan bu zafer, emperyalistlere zehir oldu. Korkudan, kendi kamuoyundan yenilgilerini sakladılar. Çünkü Çanakkale’de emperyalizmin gururu kırılmıştı. Türk’ün zafer kazandığını gören, emperyalizmin yenilebileceğini gören, sömürge konumundaki devletler, ilk defa bağımsızlığı hayal etmeye başladılar. Hayalleri bir süre sonra gerçek de oldu. “Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar, Tanrı’yı İngiliz zannediyordum.” diyen Mahatma Gandi ve Hindistan halkı ülkelerini işgalden kurtarmak için mücadeleye başladılar ve başardılar. Çanakkale; akıllara takılmış esaret prangalarının nasıl sökülüp atılacağının, Türk tarafından bütün dünyaya gösterildiği yerdir.
Bize Mustafa Kemal Atatürk’ü hediye eden Çanakkale, bize Türklüğümüzü hatırlatan Çanakkale ve hemen ardından gelen Kurtuluş Savaşı; Türklük Okulunun dünyaya verdiği derstir… “Zulme boyun eğmeyin, korkmayın, kendinize güvenin ve gayret edin…”
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”