DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE KADIN!

DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE KADIN!
“Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kaşı gözüdür. Kadını asıl güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakârlığı, karşılık beklemeden verdiği emeği, sınırsız sorumluluğu, toplumsal duyarlığı, barışçıl olması, engin anlayışı, sadakati, kalbini de katarak kullandığı aklı ve ana olma özelliğidir.”
Bu sözler; “Savaşların Kadını” romanımda inancım olan düşüncelerimdir. Kadın bu sözlerin çok daha fazlasına lâyıktır. Kadına lâyık olduğu bu hakkı veren ilk ve tek lider; büyük insan Atatürk’tür.
ATATÜRK, Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık 9 yıl önce, yani 1914 yılında, kadınlar ve kadın hakları ile ilgili şöyle demiştir. “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının nedeni; kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek: faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçli demektir.”
Tevfik Fikret’in herkesçe bilinen bir sözü: “Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer… ”
Kadın, en başta ailenin koruyucusudur. Her ne kadar “aile reisi” misyonu erkeğe verilmiş gibi algılansa da… Çocuklarının karşılaştığı en küçük tehdidi fark ederek uzaklaştırmak, onları oluşabilecek tehlikelere karşı hazırlamak ve ailesinin çevresine bir savunma kalkanı oluşturma, aile bütünlüğünü koruma, kadının sorumluluğu olarak görülmektedir. Aile bütünlüğünü korumak adına dünyanın her yerinde kadınlar bir şekilde omuzlarına aldıkları ağır yüklerle boğuşmaktadır.
Bugünün analarının, gerekli vasıfları taşıyan iyi evlat yetiştirebilmeleri; kendilerinin de yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, en az erkeklerimiz kadar aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Bunun içidir ki; okumak, düşünmek, fikirleriyle var olmak günümüz kadınlarının görevi olmalıdır.
Atatürk’ün dediği gibi;
“Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.”
Kadınlarımızın kendi kaderi ile beraber ülke kaderinde ve toplum kaderinde söz sahibi olabilmelerinin yolu, iyi bir eğitim almak, siyaset uygulamak ve örgütlü bir toplum olmaktan geçer.
Gelelim 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün hazin öyküsüne;
ABD’nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar 1800’lü yılların ortalarından itibaren daha iyi çalışma koşulları için, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermekteydiler. Ama yıllar boyu verdikleri mücadeleye karşın çok fazla bir hak elde edemediler. En sonunda 8 Mart 1908 günü haklarını alabilmek için son çare olarak greve gittiler. Ancak, patronlar bu greve zalim bir şekilde müdahale ettiler. Greve giden kadınlar, fabrika binasına kilitlendiler. Patronlar bu yolla grevin başka fabrikalara sıçramasına engel olmayı planlamışlardı. Ancak; beklenmedik bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Ne yazık ki; yangından fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı kurtulmayı başarır. Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür.
Bu kadınların canları ile ödedikleri bedel karşısında, aynı yıl diğer endüstri kollarındaki kadınlar da mücadeleye devam ederler. Yürüttükleri mücadelenin temelinde seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatleri ile koşullarının ve ücretlerinin yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır.
Bu doğrultudaki “Kadınlar Günü” fikri ilk kez, 26-27 Ağustos 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist kadınlar konferansında ortaya atıldı ve her yıl ilkbaharda kutlanması kabul edildi. İlk kez 1912 yılında İsveç’te kutlanmaya başlandı. 8 Mart kadınlar günü olarak kabulü 1921 yılında Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası kadınlar konferansında kabul edilmiştir. Nihayet, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını, oy birliği ile kabul etmiştir.
Türkiye’de ilk defa 1921 yılında “Emekçi Kadınlar” günü olarak kutlanmaya başlanmış ve 8 Mart 1975 yılından itibaren yaygın olarak sokağa taşınmıştır. 1977 yılından beri de “Dünya Kadınlar Günü” çerçevesinde etkinlikler yapılmaktadır.
8 Mart dünya kadınlar günü; yanan kadınların can verme amacına uygun olarak ve ilk başlarda olduğu gibi eşitlik için, bağımsızlık için, politik haksızlıkların ortadan kalkması için, daha iyi yaşama ve çalışma koşulları elde edebilmek için değerlendirilmelidir.

8 Mart gerçekten kadının yandığı gündür.
8 Mart kadınların bedel ödediği gündür.
Kadın o ateşle hala yanmaya devam etmektedir. Kadının düştüğü ateş asla sönmüyor.
Canına düşen ateş bir türlü bitmiyor, yüreğine düşen ateş bir türlü dinmiyor. Dünya kadınları, ödediği bedelin karşılığını almalıdır.
Türk kadını hak ettiği yerde olmalıdır.
“Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği yerde olmak istiyoruz. Çünkü: Yine Kemal Atatürk’ün dediği gibi;
Dünyada hiçbir millet kadını, “Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim” diyemez!
Ateşlerde yanmadan, şiddete maruz kalmadan, sefil olmadan, hor görülmeden, hak ettiğimiz yerde olmak istiyoruz. Emeğimizle, alın terimizle, beyin gücümüzle…
Hem cinslerimin “Dünya Kadınlar Günü ”nü kutluyor, kadının güzel kokusunun hissedildiği bir dünya ve kadın eliyle nakış nakış işlenmiş bir Türkiye diliyorum.

[email protected]
www.songuldundar.com

Yazarın Kitapları

Cezo GardaşŞöför AğaSavaşların KadınıDamladan DeryayaHingilleme
Zalımların mazlumlara zulmünü Cezo Gardaş romanında görürsün Güçlülerin zayıflara hükmünü Cezo Gardaş romanında görürsün Barış kalkanını savaş okunu Cezo Gardaş romanında görürsün Uygarlıklar barbarlığın kodunu Cezo Gardaş romanında görürsün İlmin cehalete hükmedişini Cezo Gardaş romanında görürsün İyiyle kötünün çelişkisini Cezo Gardaş romanında görürsün Uygarlıkla medeniyet farkını Cezo Gardaş romanında görürsün Garibanı ezenlerin çarkını Cezo Gardaş romanında görürsün Emekçiyi sömürenin fendini Cezo Gardaş romanında görürsün Seven ile sevmeyenin kalbini Cezo Gardaş romanında görürsün Bütün insanlığı sizi ve bizi Cezo Gardaş romanında görürsün Tezi antitezi ve de sentezi Cezo Gardaş romanında görürsün
Bu kitapta; Güneş parlaklığı gibi, İçinizi ısıtan satırlar bulacaksınız. Bu kitapta; Yavrusunu saran bir ana kucağı gibi, Halkın sıcaklığını bulacaksınız. Bu kitapta; Emekçi elinin tarlada ayrık otu ayıkladığı gibi, Özeleştiriyi bulacaksınız. Bu kitapta; Şehidin toprağıyla bütünleştiği gibi, Vatan bütünlüğünü bulacaksınız. Bu kitapta; ?Can sağ iken yurt vermeyiz? diyen âşık Şenlik gibi, Yurt ve bayrak sevgisini bulacaksınız Bu kitapta; Halk uğruna ipe giden Pir Sultan gibi, Toplum aşkını bulacaksınız. Bu kitapta; En-el Hak diyen Mansur gibi, Tasavvuf gerçeğini bulacaksınız. Bu kitapta; Yunus Emre?nin ılık nefesi gibi, İnsan sevgisini bulacaksınız. Bu kitapta; ?Eline, beline, diline sahip ol? diyen Bektaşi Veli gibi, Halkın ahlak değerlerini bulacaksınız. Bu kitapta; ?Kim olursan ol gel? diyen Mevlana gibi, Hoşgörü dünyasını bulacaksınız. Bu kitapta; Bir genç kızın işlediği, nakış nakış kilim gibi, Halk kültürünü bulacaksınız. Bu kitapta; Halk kültürü deryasında, dalgalarla boğuşan bir gemi gibi, Hayatın gerçeğini ve ŞOFÖR AGA?yı bulacaksınız
Bu Romanda; Kadının Atatürk Türkiye?sindeki çehresini bulacaksınız. Kadının özgür kişiliğini bulacaksınız. Kadının iş hayatındaki beyin gücünü ve alın terini bulacaksınız. Kadının evindeki emekçi ellerini bulacaksınız. Kadının yaşam mücadelesini bulacaksınız. Kadının bilgi ve becerisini bulacaksınız. Kadının toplumdaki tarihsel önemini bulacaksınız. Kadının köyden, şehri kucaklayan kollarını bulacaksınız. Kadının ana sevgisini bulacaksınız. Kadınının dinmeyen gözyaşlarını bulacaksınız. Kadının toplumdaki aydınlık yüzünü bulacaksınız. Kadının haksızlığa baş kaldırışını bulacaksınız. Kadının savaşlara karşı duruşunu bulacaksınız. Savaşların Kadını?nı bulacaksınız.
“DAMLADAN DERYAYA” kitabı; Songül Dündar’ın çıkarmış olduğu dördüncü kitap olup, dört kitabı çağrıştırıyor. Dündar büyük Ozan Pir Sultan Abdal’ın “Elim tutmaz güllerini dermeye/ Dilim varmaz hasta halin sormaya / Dört Kitab’ın cevabını vermeye / Sazım düzen tutmaz tel bozuk bozuk“ dörtlüğünü de kitabından ilham kaynağı olarak kullanmış. Dündar’ın son kitabı, halk Kültürü ve doğaçlama şiir alanında araştırma ve inceleme kitabı olup, tamamı halk ozanları ve aşıkları içeriyor. “Damladan deryaya” aynı zamanda Songül Dündar’ın “Şoför Aga” adlı öykü kitabı, “Savaşların Kadını” adlı romanı ve “Cezo Gardaş” adlı romanında olduğu gibi, tamamen sosyal içerikli olup, Pir Sultan Abdal’ı çağrıştırmakta… “Damladan deryaya” Songül Dündar’ın büyük emekleriyle; bir tarafına rakip Ozan ve Âşıkları koyduğu, diğer tarafına ise Aşık Dündar’ı koyduğu bir doğaçlama şiir fırtınasıdır. Yani bu doğaçlama şiir fırtınasında, doğaçlamanın bir tarafında kesinlikle Aşık Dündar bulunmaktadır. “Âşık Dündar ise şöyle demiştir: Kerem’in aşkıyla gönlüm tutuştu / Yunus ile hak yolunda buluştu / Aldım PİR SULTAN’ın toplum aşkını / ŞENLİK meclisinden DÜNDAR oluştu.” Görüldüğü üzre terazinin bir tarafında yine Pir Sultan bulunmaktadır İşte böyle… Araştırmacı, Roman ve Öykü yazarı Songül Dündar, durmamış, dinlenmemiş; kapı kapı dolaşmış, ilmik ilmik dokumuş, zerre zerre biriktirmiş ve DAMLADAN, koca bir DERYA oluşturmuş. Oluşan bu kitabın adına da “DAMLADAN DERYAYA” adını vermiş.
TEREKEME FIKRA VE GÜLMECELERİNDEN BİR DEMET…
Dost okurlarım, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum…
Yolculuğunuza yoldaş, yalnızlığınıza ses, daraldığınızda nefes, yüzünüze gülücük olacağına inandığım ve Terekeme şivesinde GÜLME anlamına gelen, HİNGİLLEME adlı kitabımı yüreğinize emanet ediyorum. O sizi gülümsetecek, siz de onu çok seveceksiniz.
Gazeteci köşe yazarı olarak, çok sayıda ve çeşitli konularda yıllardır makale yazmaktayım. Zaman zaman serbest şiir de yazıyorum. Ama benim asıl ilgi alanım; didaktik, kültürel ve yaşanmış olaylarla ilgili, roman ve öykü yazarlığıdır. Hal böyle olunca; bilimsel ve kültürel araştırmalar yapmak; aha bu yüreğimde adeta tutku halini almıştır. Bu nedenle; bol miktarda araştırma dokümanı bilgi dağarcığımda birikmiştir. Bu cümleden olmak üzere; her türlü yaşanmış öykü, fıkra, öykülü türküler ve yaşanmış hayat hikâyeleri ile arşivim dolu doludur. Doğduğum, büyüdüğüm ve ait olduğum etnik kültür birikimim de cabası. Üstüne üstlük; eşim, halk ozanı Âşık Selahattin Dündar’ın halk kültürü danışmanım oluşu da ballı börek!
Ben, Kars ili Terekeme kültürüne mensubum. Hal böyle olunca, zaten var olan Terekeme kültür birikimim üzerine araştırmalarımı da koyduğumda, şu an elinizde bulunan, “Terekeme/ Fıkra ve Gülmeceleri” kitabı vücut bulmuş oldu.
Çok zengin bir kültür olan Terekeme Kültürü; ozanlarıyla, âşıklarıyla, şairleriyle, ifacılarıyla, icracılarıyla, yazarlarıyla, ilim ve bilim adamlarıyla kitaplara sığmayacak kadar engin, ciltlere sığmayacak kadar zengin bir deryadır. Elinizdeki HİNGİLLEME/GÜLME isimli kitap, o deryada sadece bir damladır.
Terekemeler hakkında soy ve boy bilgisini, kitabın en sonunda özet olarak bulacaksınız. Bu size sadece elinizdeki kitabı okurken yardımcı olmayı amaçlamaktadır. TEREKEMELER konusunda daha geniş bilgi edinmek isteyen okurlarımız; Selahattin Dündar’ın, TEREKEMELER adlı soy ve boy araştırmaları kitabından yararlanabilirler.
HİNGİLLEME isimli elinizdeki kitabınızın anlatım diline yardımcı olmak üzere, kitabın sonunda Terekeme şivesinde harflerin okunuşu ve kelime anlamları mevcuttur. Terekeme şivesini bilmeyen veya az bilen okurlarıma, öncelikle bu bölümü okumalarını tavsiye ederim.
HİNGİLLEME’nin gülümseyen yüzü ile sizleri baş başa bırakıyorum.
İyi okumalar… Saygılarımla…
Önceki İçerikYoutube’dan flaş karar! O kanallara reklam vermeyi kesecek
Sonraki İçerikHuawei’den 48 megapiksel kameralı telefon: Honor 20