Sevgi Soysal

Sevgi Soysal

Doğum Yeri    :İstanbul
Doğum Tarihi :1936
Ölüm Tarihi    :1976
Eğitim             :Göttingen Üniversitesi Arkeoloji, Göttingen Üniversitesi Tiyatro

ÖzgeçmişiHakkındaÖdülleriEserleriDiğerFoto GaleriVideo Galeri

Hikâye ve roman yazarı (D. 30 Eylül 1936, İstanbul – Ö. 22 Kasım 1976, İstanbul). Annesi aslen Alman kökenli olan Aliye Hanım, babası bürokrat Mithat Yenen’dir. Hukukçu, yazar ve devlet adamı Mümtaz Soysal’ın eşiydi. Babasının görevi nedeniyle çocukluğu ile gençliğini ve daha sonra eşi Mümtaz Soysal’ın görevleri gereği yaşamının büyük bir bölümünü Ankara’da geçirdi. Ankara Kız Lisesini (1952) bitirdi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümünde bir süre okuduktan sonra Almanya’da Göttingen Üniversitesinde arkeoloji ve tiyatro öğrenimi gördü (1956-57). Türkiye’ye döndükten sonra Alman Kültür Merkezi ve Ankara Radyosunda (1960-61) çalıştı. Bir süre Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümüne devam etti.

12 Mart 1971 askeri müdahalesi gerçekleştiğinde TRT’de program uzmanı olarak görev yapıyordu. Kadın-erkek ilişkileri ve evlilik temasını işlediği ilk romanı Yürümek nedeniyle “müstehcenlik” suçlamasıyla yargılandı ve TRT’den ayrıldı. Pek çok aydın ve yazar gibi o da herhangi bir neden gösterilmeksizin tutuklandı. Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ndaki zorunlu sekiz ay ikâmetinden ardarda yazdığı roman, hikâye ve anı kitaplarıyla döndü. Daha sonra yine bir kitabından dolayı bir yıl hüküm giydi. Adana’da dört ay sürgün hayatı yaşadı (1972). Politika gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.

Yazı ve kitaplarını yazar Özdemir Nutku’yla evliyken Sevgi Nutku, yönetmen Başar Sabuncu ile evliyken Sevgi Sabuncu, son olarak siyasetçi Mümtaz Soysal ile evliyken Sevgi Soysal imzalarıyla yayımladı. İlk eşi Özdemir Nutku’dan bir oğlu, üçüncü eşi M. Soysal’dan iki kızı oldu. Londra’da meme kanser tedavisi gördü, ancak iyileşemedi, İstanbul’a döndüğünün ertesi günü öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.

İlk öyküleri 1960’tan itibaren Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe, Değişim dergilerinde, 1965’ten sonra Dost, Papirüs ve Yeni Dergi’de yayımlandı. İlk dönem öykülerinde bireysel sorunları, sonraki öykü ve romanlarında toplumsal sorunları ele aldı. Ahmet Oktay’ın ifadesiyle “Duygusal, romantik ve Kafkaesk bir söylemden siyasal ve sorgulayıcı bir söyleme geçti.” İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem’de ve on dört öyküden oluşan Tante Rosa’da bunalımı, tedirginliği, karamsarlığı, yabancılaşmayı, kadın özgürlüğünü işledi. B. Necatigil, Tante Rosa için “romantik ironisi, şiirli, nükteli, yer yer grotesk anlatımıyla hikâyeciliğimizin özel başarılarından biridir” diye yazdı.

Romanlarında halkın ve aydınların toplumsal, siyasal gelişmeler içindeki yerlerini, öğrenci ve gençlik hareketlerini, siyasal kovuşturmaları, hapishane, sürgün yaşamı ve işkenceyi anlattı. Eserlerinde ince alay, açıksözlü bir anlatım ve sosyal adalet tutkusu kendisine özgün bir yazarlık kişiliği kazandırdı. İlk romanı Yürümek ile TRT 1970 Sanat Ödülleri Yarışmasında Başarı Ödülünü aldı. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti ile 1974 Orhan Kemal Roman Armağanını kazandı. Ankara Meydan Sahnesi’nde H. Dormen’in yönettiği “Zafer Madalyası” oyununda rol aldı. Kitapları, Bilgi Yayınevince 8 cilt halinde ve daha sonra da İletişim Yayınlarınca (2002) basıldı. Işıl Özgentürk Tante Rosa’nın “Seni Seviyorum Rosa” adıyla senaryosunu yazıp filme çekti (1991).

Yapıtlarında yalnızca kadın duyarlılığını yansıtmakla yetinen kimi kadın yazarların aksine, Soysal bu döngüyü kırmayı (ve) kadın sorununu da çok yetkin bir biçimde işlemekle birlikte, ‘kadın yazar’ deyiminin ötesin(e) geçmeyi başarır.” (Murat Belge)

“Sevgi Soysal’ın hayat çizgisiyle yazarlık çizgisi birbirine paralel olarak yürür. Biri ötekinden ayrılamaz ya da soyutlanamaz. Hayatı ne oranda, ne yönde, nasıl değişmişse sanatı da aynı gelişimini sürdürmüştür. Bu yargı Sevgi Soysal’ın otobiyografiye kapandığını göstermez, tersine, önce de söylediğim gibi, otobiyografik öğelerin öykü ya da roman gerçeğine dönüştürülmesi gibi bir ustalığı getirir.” (Atilla Özkırımlı)

“Sevgi Soysal’ın benim için en önemli özelliği, gerek özel yaşamında gerek edebiyatında yol almaktan korkmaması. “Benim için” diyorum çünkü Sevgi Soysal, her has yazar gibi farklı açılardan incelenebilir ama ister mapushane koğuşlarını, hastane odalarını, ister kent sokaklarını dolaşın, görüntüleri saptayan göz aynıdır: Size beylik deneyimleri özgünmüş gibi göstermeye kalkışmayan, acıları abartmayan, toplumun yaşamını yönlendirmeye heveslenen resmi kurumların hepsiyle dalga geçen, ara sıra kendine de bıyık altından gülen zeki bir yazarın gözü ve ironik yaklaşımı. (…)

“Kahramanlarını yargılamaz; okuru sarsmak değil sarsalamak ya da silkelemek derdindedir. Doğru varsayılan her şeyden kuşku duymanız adına yüksek sesle sorular sorar, yanıt yetiştirmeye çabalamaz. (…)

“Yol almak, düz bir çizgide adım atmak değildir Sevgi Soysal için; dönüşmek, yenilenmek, bu uğurda hırpalanmaktır.” (Tomris Uyar)

“Kitapları genellikle yaşadığı karmaşık dönemi yansıtan ve bir anlamda kendisiyle birlikte büyüyen ve gelişen kitaplardı. Her biri bir mercek altına yatırıldığında, dönemin bütün sıkıntıları, haksızlıkları, ara rejim bunalımları ve çarpıklığı bir bütün olarak karşımıza çıkar. Sevgi Soysal, belki de o dönemin, yani 12 Mart döneminin yarattığı en çarpıcı ve özgün yazarların başında gelmektedir. Bu özgünlüğü, olaylara kendi öznelliğini koymadan, dışarıdan bir gözle toplumsal olayları irdeleyebilmesidir. İlk kitabı “Tutkulu Perçem”den, bitirmediği son kitabı “Hoş Geldin Ölüm”e kadar hepsi dönemin izlerini taşır. Tutkulu Perçem ne kadar bir bunalım edebiyatına yakın ortaya çıktıysa, Hoş Geldin Ölüm de daha başlangıcından itibaren toplumsal bunalımın ipuçlarını vermektedir. Bir tek Tante Rosa bu anlatımın dışında kalmıştır. (…)

“Tante Rosa, Sevgi Soysal’ın sanata en çok yaklaştığı, sanatsal kaygısını ön planda tuttuğu kitap olarak ayrı bir önem taşımaktadır. Daha sonra yazdığı kitaplarında Soysal, toplumsal olayların da etkisiyle daha didaktik ve gerçeğe bağlı yazma yolunu seçmiş, “Şafak” adlı romanında da zirveye çıkmıştır.” (Mümtaz İdil)

“Sevgi Soysal, Türk edebiyatına, hikâyeleri ve romanlarıyla, alışılmamış, yepyeni bir kadın tipi armağan eden, ilk değilse bile, en başarılı sanatçıdır. Onun eserlerin de, Halide Edib’le başlayan kadın duygusallığının, etinin teninin tutsaklığında eriyen, ama ruhunu, kişiliğini koruma yolunda savaş veren romantik kadın tipini gerilerde bırakıyoruz.” (Vedat Günyol)

 

  • Hikâye: Tutkulu Perçem (Sevgi Nutku adıyla, 1962), Tante Rosa (Sevgi Sabuncu adıyla, 1968; Aliye Yenen çevirisi ve Selçuk Demirel’in çizimleriyle Almanya’da 1981), Barış Adlı Çocuk (1976).

  • Roman: Yürümek (Sevgi Sabuncu adıyla, 1970), Yenişehir’de Bir Öğle Vakti (1973), Şafak (1975), Hoşgeldin Ölüm (bitmemiş son romanı, ilk hikâye kitabı Tutkulu Perçem’le birlikte, 1980).

  • Anı: Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu (1976).

  • Fıkra: Bakmak (1977).

  • Çeviri: Mezar Bekçisi (F. Kafka’dan, 1966), Godot Geldi (M. Bulataviç’ten, 1969), Beş Paralık Roman (B. Brecht’ten, 1972).

 

 

 

Önceki İçerikSongül Dündar
Sonraki İçerikBuket Uzuner