Uzmanlardan çocukları bağımlılıktan geleneksel oyunlarla kurtarma önerisi

Uzmanlar, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını sürecinde dijital bağımlılığı artan ve bireyselleşen çocukların normal hayata yeniden alışması için evde aileyle beraber geleneksel oyunların yararlı olacağı tavsiyesinde bulunuyor.

Uzmanlar, evde kalınan günlerde internet, sosyal medya ve bilgisayar oyunlarıyla bilinçsizce vakit geçiren çocukların yeni dönemde aile bireyleriyle evde isim-şehir, adam asmaca, bom, dokuztaş gibi klasik oyunların yanı sıra uygun mekanlarda ip atlama ve seksek oynaması gerektiğini ifade ediyor.

Ailelerin çocuklarının internet ve oyunlarla harcaması gereken azami ekran süresini hesaplamaları için “yaş çarpı 10 dakika” formülü tavsiye ediliyor.

Çocuklar ve gençler üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Sosyolog Yazar Erol Erdoğan, salgın sürecinde, çocukların eskisine nazaran bilgisayar veya cep telefonu ile daha fazla meşgul olduklarını, çevrim içi mecralarda daha çok vakit geçirdikleri söyledi.

Çocukların dijital oyunlar için daha çok zaman harcadıklarına yönelik şikayetlerin arttığını belirten Erdoğan, “Uzaktan ve online eğitim dolayısıyla internete daha sık giren çocukların dijital oyunlara da ilgileri arttı. ‘Evde Kal’ dönemlerinde, ailenin yetişkin bireyleri bunları sık kullandıkları için çocuklar onlardan etkilenerek bilgisayar, cep telefonu ve internetle daha fazla meşgul oldular. Salgından korunmak amacıyla uzun süre evde kalınan dönemlerde, aileler nitelikli zaman geçirmek için doğru alternatifler geliştirmedikleri için çocuklar başta olmak üzere aile bireyleri bilinçsiz şekilde saatlerini internette geçirmeye başladılar” diye konuştu.

Erdoğan, aile büyükleri ile vakit geçiremeyen çocukların ilgi ve aktivite eksiğini gidermek için bilgisayar, cep telefonu ve internete yöneldiğine dikkati çekerek, salgın sürecinde çocukların eskisine nazaran bilgisayar veya cep telefonu ile daha fazla meşgul olmalarının dijital bağımlılık ihtimalini artıracağını bildirdi.

Evde uzun süre birlikte kalınırken sürekli bilgisayar veya cep telefonu ile meşgul olan çocuklarda iletişim sorunlarının artabileceğini, radyasyon, hareketsizlik, yoğun klavye kullanımı ve uykusuzluk gibi nedenlerle de sağlık sorunları oluşabileceğini kaydeden Erdoğan, şu tavsiyelerde bulundu:

“Birlikte oyun oynamak, yemek yapmak, televizyon izlemek, bulmaca çözmek, sohbet etmek gibi evdeki herkesin katılacağı aktivitelerin sayısı artırılmalı. Ailecek kitap okuma kültürü muhakkak geliştirilmelidir. Mesela aile halka şeklinde oturur, evdeki çocuklardan biri kitabı seslice okur, herkes dinler. Ya da herkes sırayla okur. Okunan kitaplar da birlikte tartışılabilir. İzlenilen bir film üzerinden sohbet geliştirilebilir. Filmin senaryosu, müziği, oyuncuları hakkında ailecek tartışma yapılabilir. Evde ailecek isim-şehir, adam asmaca, bom, dokuztaş, beş taş, kelime üretmece, atasözü tamamlamaca, kağıttan uçak uçurma oynanabilir. Balkon, teras, bahçe gibi mekanlar varsa birlikte ip atlanabilir, seksek oynanabilir. Uzaktaki akrabalar ve aile büyükleri görüntülü telefonlarla aranıp sohbet edilebilir. Çocuklar ve gençler başta olmak üzere aile bireyleri salgın dönemine dair hatıralarını yazabilirler. Bu dönemde herkesin hayatında az çok değişiklik oldu, bazıları üzücü olmak üzere yaşamımıza tesir eden şahitliklerimiz oldu.”

Erdoğan, bu dönemde evde spor sayılabilecek aktivitelerin ihmal edilmemesi, sokağın uygun olduğu zamanlarda yürüyüşe çıkılması gerektiğini söyledi.

Bisiklet kullanmayı bilmeyen çocuklar ve gençlerin öğrenmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, “Bisiklet hem spor aracıdır hem de salgın dönemlerinde güvenilir bir ulaşım vasıtasıdır. Resim yapmak, fotoğraf çekmek, enstrüman çalmak gibi hobileri olanlar, uğraşılarını sürdürmelidir, yeteneklerini geliştirmek için her fırsatı değerlendirmelidir” dedi.

Salgın sürecinde yetişkinler ve yaşlıların da bilgisayar, cep telefonu ve internet kullanımlarının arttığını dile getiren Erdoğan, dijital bağımlılık sorunlarına dikkat edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

“EKRAN SÜRESİ YAŞ ÇARPI 10 DAKİKA OLMALIDIR”

Psikolog ve oyun terapisti Nergiz Tuba Çağıl ise çocuklar gibi yetişkinlerin de koronavirüs nedeniyle zor ve alışılmadık bir süreçten geçtiğini söyledi.

Çağıl, pandemi gibi olağanüstü durumlarda çocuklarla sürekli verimli vakit geçirmenin mümkün olmadığını, ailelerin bunun zor bir süreç olduğunu bilmesinin kaygılarının azalmasına yardımcı olacağını belirtti.

Kaygılı ailenin kaygılı çocuk anlamına gelebildiğine dikkati çeken Çağıl, çocukların ekran süresinin artmasının, aile rutinleri ile uyku saatlerinin bozulmasının anlaşılabilir olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

“Ancak aileler, bu istenmeyen davranış değişikliklerini kabul edilebilir sınırlara çekmek zorunda. Çocuğunuzun maruz kalabileceği ekran süresini hesaplamak isterseniz genellikle yaş çarpı 10 dakikadır. Yani çocuğunuz beş yaşındaysa, gün içerisinde toplam ekran süresi 50 dakikayı aşmamalıdır. Salgın sürecinde çocuklar daha çok evde vakit geçirmek zorunda kaldığı için bu süre iki katına çıkarılabilir. Ancak bu sürenin de üzerine çıkan ekran süresi çocukta davranış problemlerine sebep olur.”

ÇOCUKLARIN EKRAN SÜRELERİ ANNE BABALARINA BENZİYOR

Çağıl, araştırmalarda ekran süresinin çocuklarda gelişim geriliği, dikkat eksikliği ve öfke problemi gibi çeşitli sorunlara yol açtığının kanıtlandığını vurguladı.

Çocukların istenmeyen davranışlar göstermesini engellemek için ekran süresini azaltmak gerektiğini belirten Çağıl, “Bunun gerçekleşmesi, çocuğun yaşadığı ortamdaki kişilerin ekran süresinin azalmasına bağlı. Nitekim araştırmalar, ekran süresi yüksek olan çocukların anne babalarının da ekran süresinin yüksek olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

Çağıl, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ekran süresi azalan çocukla ailenin sürekli birlikte vakit geçirmesi şart değil. Güvenli bir ortamda olan çocuk, kendi kendine oyun oynamayı zamanla öğrenebilir. Ailenin sabırlı ve kararlı olması durumunda ekrandan uzaklaşan çocuğunuzun her geçen gün daha çok oyun oynadığını gözlemleyeceksiniz. Anne babayla gün içerisinde sürekli oyun oynayan çocukların, tek başına oyun kuramadıkları, her zaman yanında bir yetişkine ihtiyaç duydukları görülüyor. Salgın sürecinde, dile getirmese de birçok çocuğun kaygısının arttığını gözlemliyoruz. Bu durumda, su ve kum oyunları, slime (homur) oyunları, baloncuk üfleme gibi deşarj olabileceği oyunlara ağırlık vermek önemli. Oyun esnasında çocuğu özgür bırakmak, oyununa müdahale etmemek iyileştirici olabiliyor. Çocuktaki kaygı bozuklukları endişelendirecek boyuta geldiyse ve aile dinamiklerini bozuyorsa, aileler bir psikologdan yardım almaktan çekinmemeli.”